Friday, 4 April 2014

Last Updates from Duino.


A FLYING SNOWFLAKE

By Alpcan Karamanoglu

"Two roads diverged in a wood, and I – I took the one less traveled by, and that has made all the 
difference" -Robert Frost

"The less travelled road for most of us is this place that changed our lives and made us who we 
are; or talking more personally, the road that I took, which led me here to Duino, made all the 
changes in my life.

They say each way leads you to another adventure, another brand new part of your life. Although 
I knew that this way that I travelled was leading me to perhaps the most difficult adventure of 
a sixteen year old boy, I was brave enough to take the first flight of my life on 03/09/2012 and 
leave home to look for another home.

If I think of the past two years, one of the most remarkable things I notice is how simple my 
life would be without here. Staying with my family, still having my loved ones next to me, no 
goodbyes that each time shut me down, no changing places every four months, no effort to get 
used to a completely different atmosphere at least three times in a year. 

How simple would everything be, right? But then, why did I take that plane and come to this 
place? The answer was never easy for me until now. There had always been a big question mark 
in my mind. Have I taken the right decision? Would everything be better if I was back home? I 
never managed to answer these questions. 

Nonetheless, now I know that it was the best decision that I have ever taken in my life. It was 
the right thing to come to this small village that gave me everything I wanted in my life. It has 
definitely been the most eccentric adventure that a sixteen-year-old boy, who never flew, had 
never been abroad and had never left home for more than a week, could ever have. 
All my life I have always imagined stepping into another land apart from Turkey, but 
unfortunately, I did not have the chance. My dream was always to see other people's faces in 
other geographies, simply because out of the cage seemed so much more interesting to me. The 
world was too big to me to stay in that cage. 

 And then I decided to take this plane. From Istanbul to Venice, I remember everything; how 
I felt, what advertisements were in the airport, the names of the people I sat down with in the 
plane. Every single detail. Because it was the reality that I wanted to see, I wanted to feel 
perhaps for the first time in my life. 

I walked to the gate, more physically than actually. I just wanted to stay with my family forever 
in the airport and not to take this plane. But I knew that I had to. What I have been taught is that 
success comes together with scarifications. 

So I left ten people that I have loved most in my life, including my best friends, in the airport and 
flew here. I flew with teardrops forming the new kinds of dreams for the next two years, I flew 
with more poems in my mind, more lyrics in my mouth than the clothes in my luggage, I flew 
with the scream from my heart turning to a song after I saw the sign which said "Duino"…
I took the way less travelled by, because I wanted to be the different one. I took it despite all the 
apprehensions that I had, because it was the only way to protect my snowflake. Now I may not 
know about the forecast of my life after two months but I believe that the snowflake kept all its 
silence and beauty, it stayed desirous enough to be different from all the others."

Holi: Indian Festival

Last Tutorial picture...


Success is not always something that you can hold by your hands, neither the memories, moments that are precious for us. However; this article that I wrote on my first flying memories, became one of those tangible moments. So I now feel that I am leaving some of my footprints on The Adriatic Times after my blog and private diary. 

When the end is emerging, 
I only realise that every breath that I am taking here is becoming more and more precious and unforgottable to me; and I know that from now on, the seconds are getting more and more meaningful as I climb up to the top before the cliffs...  

Trapani/Sicily March'14

Sunday, 23 February 2014

OnSekiz.Eighteen.Diciotto!

"I've been dreaming of this since a child, now I'm on top of the world."
Down-Hill Ski.

Küçüklüğümden beri hep çok heyecanlıyımdır doğum günüm hakkında. Hatta eskiden yılın yarısı Şubat'ın 17'sine kaç gün kaldı diye saymakla geçerdi. Çünkü benim ini doğum günüm, diğer insanlarının dediğinin aksine, yaşlandığın bir günden çok daha fazlasıydı. Doğum günü benim için bir yıldan daha sağ sağlim kurtulduğuma, her bi haltın olduğu dünyadaki zaferim için bir teşekkür alma günüydü.

Bu yıl ise hiç beklemedim yaşgünümü. Belki de bekleyemedim. Sanki 35'ime giriyormuşum gibi yazsamda, 18'ime girmekten korktum aslında. 17 olmak belki en güzel şeydi. Olgun olmak, ama hala bir birey olmamak. Özgür olmak ama sorumlu olmamak. İster çocuk isterse yetişkin olma özgürlüğü. Her şey güzeldi aslında 17 ile hakkında.

Özellikle geçen yıl, geçirdiğim en eksantrik doğum günümden sonra pek de heyecanlanamadım açıkçası. Çok bi beklentim olamadı doğrusu, ne kendimden ne de başkalarından. Çünkü aynı zamanda geçen yazımda da söylediğim gibi 17 Şubat okuldaki Trial Exams ilk günüydü.

Hiç beklentim olmadığına kendimi inandırmaya çalıştıysam da, 18'ime çok sıradan bir şekilde girmekten korkmuyor da değildim yani. Ancak tüm korkularım ve endişelerim de boşa çıktı. Çünkü gece 12'de tüm sevdiklerimi aynı odanın içinde bana "Happy Birthday" söylerken duymak, eminim ki UWC'deki en güzel anılarımdan biri olarak kalacak.

Aynı zamanda ekonomi sınavım da bana çok güzel (!) bir hediye olarak kalsa da, arkadaşlarımdan gelenlerle karşılaştırılamazdı :) Özellikle akşam ise bana özel bir yemek yedik, kendilerinin hazırladığı. Her şey çok güzeldi yani özetle.

Peki ne oldu, 18 oldum da? Aslında değişen tek şey sayıdaki tek bir rakkam değil mi? Ve ben zaten tam bir buçuk yıl önce ilk uçmamla br birey olmamış mıydım? Peki ya neydi birey olmak? Kendi çamaşırlarını yıkamak yetmiyorsa, illa ki göz altı çizgilerinin artması mıdır olgunlaşmak? Yoksa kendinle mutlu olabilmek midir? Kimseye ihtiyaç duymadan yaşayabilmek mi?

Belki gerçekten 18 olduğumda değişmeye inandığım için, ya da zaten zamanın geçtiği için doğal olarak oldu bilmiyorum ama 18 yıl ve 1 haftalık olarak, artık kendimi diğer insanlardan daha çok önemsemeye başladım galiba. Çünkü "ilk önce kendinizin, sonra çocuğunuzun kemerini bağlayınız."

Hipsters.

En güzel hediyelerimden biri hayatımın: gerçek bir dostumun olması! Teşekkür ederim Ceyda Kibar.











Tuesday, 28 January 2014

Emerging to the end. Sona yaklaşmak.

Bazen anlayamıyor insan bu son satır mı yoksa paragraf başı mı? Her ne olursa olsun, yeni bir cilde başlayacak olmanın heyecanı bile gidiyor arasıra, özellikle ödün yeni paragraf için ödün vermen gereken şey, en sevdiğin satırlarsa şu ana kadar okuduğun.

Benim için son satırlar bunlar. Son ama hiç bitmesin istemediğim, hatta keşke tekrar tekrar okuma şansım olsa dediğim satırlar. Çok ilginç aslında bu kadar şoka falan girmek, okul bitiyor diye. Oysa hep bilmiyor muydum 2 yılın sonunda her şeyin biteceğini? Peki bile bile bu kadar bağlanmak bir yere, birilerine? Ama işte hep beyin karar veren olmuyor, özellikle ruhun kendini bulduğu yerde hiç sözü geçmiyor sanırsam.

İstanbul'dan Venedik'e belki de son defa uçtum ya da bir sonraki yıllar yıllar sonra olacak. Son defa ikinci evime geldim, birinden ayrılarak diğerine, son defa vedalaştım, ve son defa kavuştum. Bu yıl için konuşursak, son defa, bildiğim bir yere uçtum.

Gelişimden önce İtalya'ya UWC'nin son noel tatilinden bahsetsem biraz iyi olucak sanırsam. Her şey harikaydı diyebilirdim. Aslında Türkiye'ye daha gelmeden 7 gün 24 saat uyumayı hayal ediyordum, 3 ay boyunca 4 saat kadar uyuduktan sonra her gece. Öyle oldu denebilir aslında, belki en tembel tatilimi geçirdim. Ama hep üniversite başvuruları ve projelerle de dolu aynı zamanda.

Yuva, özlediğin insanlarla dolu olan yer!

Son hafta ise daha bi başkaydı tabi, çünkü İsrail'den bir arkadaşım 1 hafta boyunca bizde kaldı, ondan sonra ise birlikte uçtuk 2. evimize :) Çok beğendi Türkiye'yi, özellikle İstanbul'u tabi. Heh! Bir de bizimkilere bayıldı, your family is super cool dedi hep :D

Uludağ, Aya Sofya, Ulu cami turu derken harika bi hafta oldu! :)

Geleli 2.5 hafta bitti sayılır. Mayıs'ta bitecek bir şey için sadece 2.5 haftanın geçmiş olması daha çook az görünse bile, burada olmadan, buranın zaman relativitesinin tahmin edilebileceğini düşünmüyorum. Çünkü sadece metaforik anlamada değil gerçekten de sabah yataktan kalmanla geri dönmen bir oluyor. Geldiğimden beri yine çok iş yine çok yoğunluk. Artık bu o kadar rutine oldu ki benim için, boş bir günün geçmesini düşünemiyorum bile.

Onun dışında ise önümde baya heyecanlı günler var! Bu cumartesi kuzenim Atakan geliyor, 17'sinde sonunda 18'ime dönüyorum ve aynı zamanda IB Trial'lar başlıyor (ne de güzel bi hediye!!!)
Mart'ın başında ise anti-Mafia bir örgütle çalışmak için Sicilya'ya gidiyorum!

Anlaşılacağı kadar, güzel, yoğun ve çok ama çok hızlı günler beni bekliyor. Korkutucu olan ise, Mayıs'a kadar her günümün planlı olmasına rağmen, yazdan sonraki hayatımın hakkında en ufak bir fikrimin dahi olmaması...

I don't know how, but I really hope that I will answer the question: "Is there a life after UWC?"

Monday, 30 December 2013

The last page of the year


Olan bitmiştir denir ya, oldu ve bitti 2013'de. Bir göz açıp kapayıncaya dek, planlamaya dahi zaman bulamadan, rüzgar gibi hızlı, daha 2000 yılı hala dün gibi hissettirirken aslında 13 yıl önce olduğunu dahi fark edemeden; ve kişisel anlamda daha da büyüdüğüm, geleceğe dair kararlar verdiğim ya da en azından vermeye çalıştığım, küçük çıldırışlarla ama hayatımdaki en güzel anılarımla dolarak geçti.

Daha fazla klişeleşmeden ve 2013'ün benim için, Türkiye için ya da dünya için (+) ve (-)lerini listelemeden geçmeliyim bence asıl yazma amacıma: güzel günleri hatırlamaya, ve hatırlatmaya…

Özet'le başlarken 2013'e başlangıç fotoğrafından değil de 17. doğum günümden başlamak istiyorum çünkü bu benim için hayatımın en güzel ve büyük ihtimalle en unutulmaz doğum günü olmuştu. UWC Adriatic, İtalya'nın kuzeyinde olduğu için aslında hemen Alp'lerin eteğinde. Ve ismimden dolayı çokdan beridir kendimi yakın hissettiğim bu yere okulun Cross Country Ski aktivitesiyle gitme şansını ve oradaki uluslararası bir maratonda yarışıp gayet hoş bir otelde bedava kalmamsa benim için 17'i Şubat'ı da kapsayan bu hafta sonunu zaten özelleştirmişti. Bunun üstüne, arkadaşlarımdan birinin benim için doğum günü pastası yapıp,  60 küsür yaşındaki kayak ve kimya öğretmenimizin de benim doğum günümüm için iki şişe şampanya patlatması ve bunun hayatımdaki ilk sürpriz parti olması bunun unutulmaz olmasına yetti.



Farkettim ki hatırlayacak çok şey, anlatacak ise az yer var. Bunun için diğerlerini sadece fotoğraflarla geçeceğim:
Project week & Long weekend in Utchreht, Amterdam, Brussels. Mart '13

5 günlük Türkiye Paskalya tatilim :) Nisan '13

Arnavutluk SEED project, Haziran '13


Dünyanın en çirkin binaları listesinde olan Priştine kütüphanesi, Kosova, SEED Project Haziran'13

Türk Çayı partisi :) Ekim '13
Bu link aslında daha önceki yazımda bahsettiğim Türk dansı olma niteliği dışında, benim için çok daha fazla şey ifade ediyor. Çünkü her seferinde videoyu izleyişimde, o heyecanımı yaşıyorum; anaokulundan beri ilk kez folklor oynamanın hatta bunun hayatımda hiç öğrenmediğim horon müziğine ve yanımda 10'dan fazla yabancı insanla yapmanın müthiş heyecanını. 3 hafta bu dans için çalışırken hep güldük ve inanıyorum ki hayatımda eğer yapmasaydım hep pişmanlık duyacağım o eşsiz şanslardan biriydi bu benim için. 


Ravenna Ekim '13


Ve işte yine buradayım, evimde ve her şeyin hep en baştan başladığı yerde. Geldiğimden beri aslında hiç boş kalmadım, ailemle zaman geçireyim, aradaşlarımla buluşayım, üniversite başvurularımı tamamlayım derken,  geldi geçti bile işte 2013. Altın gibi anılarla, hiç unutulmayacak insanlar, taa içten gelen gülüşlerle…

Aile tablosu, yılın son pazarı '13


(P.S: 2014 yılına girerken benim için, aldığım en ama en güzel haber Colorado College'dan %100 bursla kabul edilmem oldu, darısı hepimizin başına inşallah :))

Yeni yılın hepimize, şükretmek için, daha fazlasını istemek için; anı yaşamak için, bir ertesi günü planlamak için; hayal kurmak için, geldiğimiz yeri hep hatırlamak için; gülmek için, güldürmek için ve tüm isteklerimiz gerçekleştirebilmemiz için bi ton şans vermesini umuyorum. Mutlu yıllar!

The New Year gives you fresh 365 days to play with fill them up with whatever your heart desires so that you have no regrets at the end of the annual cycle.

Monday, 23 December 2013

Like a snowflake

"The ice was breaking and 
Love was waking in a winter wonderland.
When I felt you slip your fingers in my hand.
Now snow is gleaming and 
I'm not dreaming I know this is for real.
The love I have is too much to conceal."


I want a life like a snowflake which comes from far away to the earth. Deserves to be here, because that little snowflake stayed strong enough to face the world. It kept all its silence and beauty until it arrived here. It deserves to reach here, because after an exhausting and challenging journey, it stayed desirous enough to be different from all the others. I want my life to be like a snowflake, which deserves to be lived. 

After the most exhausting journey that I had in my life in the third term of UWCAd, I already started to feel that my snowflake is working quite hard to keep its beauty. This intense term which is full of very wonderful friendships, memories, new experiences but also full of apprehensions, makes me much more proud of my snowflake and thank it not to breakdown but managed to come to the earth.

The last days of the third term was definetly wonderful enough to forget all those "going-insane moment" through whole term. To spend all my time with the loved ones just made me remember and realise once more how much I love Duino. Now, I know that Italy is my second home. It is where I have grown up, where I felt, dreamt and hoped. 

"You'll never be completely at home again, because part of your heart will always be elsewhere. That is the price you pay for richness of knowing and loving people more than in one place"

On the 12th of December I arrived Turkey after 15 hours of travelling. Nope, I did not come from India but from Venice although it seems so ironic. I could not even sleep all way at all, becuase my excitement to see my family was just too big to fall asleep. So that although when I arrived I needed to sleep something like 11 hours, it was only so great to feel the smell of Turkey at 1.05 am after missing it for 4 months. 

Everytime I look at this photo, I still feel the same things. The smile full of happiness, the eyes full of curiousity, the ears full of advises from family and lengs full of readiness to go for a new adventure, to start to a new life.
How small I was when I came to UWC.

    
The same day after one year. I even had a beard heheh :)















Monday, 2 December 2013

Junejulysugustseptemberoctobernovember December.

"Yesterday is history, tomorrow is a mystery.
and today is a gift, that's why it is called present." -Elenaor Roosevelt.

Keşke demelere zaman yok dediler, dünya pişmanlıklarla dönmez, geriye bakmakla bu gemi yürümez dediler. Zamanın bu kadar hızlı geçtiğini belki ilk defa bu kadar hızlı anlıyorum, farkediyorum. Eskiden geçmesini beklediğim günler, her ay biterken sevindiğim zamanlar geride kalmış gibi. Artık her geçen gün sanki bir yük gibi geliyor çünkü her saniye, sevdiklerimle ve alıştıklarımla ayrılma zamanımın yaklaştıgının bir göstergesi gibi.

Hayır bu blogu pessimistik düşüncelerimi açığa vurucağım bir yer olarak yazmıyorum, aslında hayatımın en güzel yıllarını geriye dönüp her seferinde hatırlayabilmek için yazıyorum. Reklam amaçlı değil, tanıtım amaçlı ya da takipçi kazanmak için değil, söz uçar yazı kalır mantığıyla yazıyorum.

Ben Alpcan Karamanoglu, 1.5 yıldır Italya'da United World College of the Adriatic'te öğrenciyim. Burası dünyada bulabileceiniz en uluslararası yer olsa gerek. 90dan fazla ülkeden insanla birlikte yaşıyor ve öğrenim görüyoruz. Daha yeni geldiğim bir yer olmadığı için ayrıntıları vermek biraz zor geliyor.
Ancak eski blogumdan ve de kendı sitesinden daha çok şey bulunabilir tabi :)
http://www.uwcad.it/
http://alpcankrmn.tumblr.com/

Aralık'a geldik bile ve aslında bu dönem boyunca yazdığım ilk blog bu. Çünkü hayatımın en ama en yoğun bu döneminde ne yazıkki hiç zaman bulamadım, bazen bir iki karaladım ama anca kendime sakladım onları. Şimdi biraz daha rahatladım sayılır, proje ödevlerini teslim ettik, sınavlar bitti sayılır, aslında artık günleri sayıyorum Türkiye'ye dönmek için...

Burası minicik yuvam işte. Palazzine adı verilen 5 kişilik yurdumuzdaki küççük odamız. Oda arkadaşım sağda, Belarus'tan Ilya. Soldaki arkadaşım ise 'best friend' adlandırdıgım bir kaçından biri. Litvanya'dan Aiste. Aslında o da oda arkadaşım sayılabilir. :D
Bu dönem belki çok yoğundu ama aslında UWCAD'ye geldiğimden beri bir çok insan katılmasa da en iyi dönemimdi aslında. Çünkü gerçekten de ne kadar büyümüş olduğumun bir göstergesi oldu. Hayatımı artık nasıl planlayabildiğimin. Artık sınıfşara geç kalmadan ya da oversleep yapmadan gidebilip aktif de olabildiğimin; hasta raporu almadan koca bir dönemi bitirmeyi başarabildiğimin; derslerimi iyi tutup en iyi arkadaşlarımla da çok zaman geçirebileceğimin bir kanıtı oldu.
Aslında benim kim olduğumun kendime bir belgesi oldu.

Nasıl geçtiğini hiç anlayamadım aslında. O hiç bitmeyecek gibi görünen koca 3.5 ay, proje ödevleri, üniversite başvuruları ve sınavlarla dolu. Ama işte uykusuz geçen geceler falandı belki ama şimdi bitti işte. Yesterday is a history now, what we will remember everything about it with a big smile on our face.

Her hafta başka bir yere gittim desem doğru olur aslında. Çok gezdim, çok gördüm bu yıl. Arezzo'ya, Ravenna'ya ve en önemlisi de Roma'ya gittim. Yeni insanlarla tanıştım, İtalyancamı gelistirdim ve en sonunda self confıdence'ımı topladım her konuda. 3.5 ayda 3.5 yıl büyüdüm diyordum geçen yıl. bu yıl farkettim ki her saniye bile o kadar büyüyorum ki. O koskoca görünen problemler bile önemini yitiriyor artık hayatımdan. Özellikle burada başka insanların ne değişik geçmişlerden geldiklerini gördükten sonra, saçma sapan insanlar için göz yaşlarının hiç de değmediğini farkettim. Bir yandan her saniye değiştiğimizi görsem de bazen de, 7mizde neysek 70imiz de de oyuz'u gördüm. Alpcan'ın hep ayn olduğunu hissettiğim. Hala "Keşke" demeyi kaçış yolu olarak gördüğünü farkettim.

"Ya gemiyi yakmayacaksın, Ya da yaktığın gemiye dönüp bakmayacaksın. "

Hala keşke diyorum evet. Özellikle okula yeni gelenlerde kendimi görünce, benim yaptığım saçmlıkları onlar yapınca ve ya yapmayınca hep bir ukte kalıyor içimde. Keşke diyorum yapmasaydım, üzmeseydim kendimi, daha olgun olabilseydim. Keşke daha rahat olabilseydim, herkese gerçek Alpcan'ın kim olduğunu gösterebilseydim diyorum. Ama işte keşkeler geri de kaldı. Artık keşkelere ne zaman ne de enerji kaldı hayatlarda. Yani, WE NEED TO MOVE FORWARD!

Okulun ilk haftalarında yaptığımız bir öğle pikn'ği! Yemekler Türk yemeklerini hep aratıyor belki ama hala da yenebileteleri var :)
Belki her ayrıntıyı vermek için çok geç oldu bu 3.5 ay içindeki ancak, rahatça tahmin edilebileceği gibi hayatımdaki en güzel haftalardan birinde, Roma'daki anılar için geç sayılmaz. Roma'ya 35 kişi ve 3 öğretmen gittik. Yani tatil'e değil. World Arts and Cultures dersinin bir parçası olarak. Ucuz olamsı için bir kilisenin manastırında kaldık 4 gece boyunca. Gece 11 de yatmak zorundaydık her gece ama aslında hi birimiz şikayet etmedi bile. Çünkü düşününce, kim bizi Roma'ya 3 kuruş ödemeden götürürdü ki. Ayrıca zaten her sabah 8den 18e kadar Kiliseleri gezip Hristiyan sanatını analiz etmekten çok yorgun düşdüğümüz için 11 de uyumak gayet mantıklıydı :)

Her şey süperdi cidden. Özellikle tüm en iyi arkadaşlarım da benimle oldugu için daha da güzeldi! Here, are some photos which I will always remember with a big smile!:

Ilk akşam Hard Rock Cafe Roma'ya gidip akşam yemeği yedik. Evelyn from US, Vishaal from South Africa, Elif ve ben de Türkiyeeeeen!

Bir kac tane daha fotograf koymak istedim ama okulumuzu interneti buna izin vermiyor :/ Tam bir hafta icinde eve dönmüş olacağım, artık oradan bol bol koyarım diye umuyorum.

21 Eylül'de okul için en önemli olan günlerden biriydi. Peace 1 Day. Bu tüm dünyada kutlanan bir gün ancak ne yazık ki Türkiye'de pek popüler değil. UWCler için ise en önemli gün çünkü okulun felsefesini yansıtan bir tarih. Bu günde tüm UWClerde kutlamalar yapılıyor. Biz de ulusal kostümlerimizi ve bayraklarımızı alıp Trieste şehrinde meydana gidip show yapıyoruz. Benim içinse bu yıl ki show çok daha unutulmazdı geçen yıldakinden çünkü hep organizatörlerden biriydim hem de bir Türk dansı organize ettim. Damat halayı, payduşka ve horonu karıştırarak bir kareografi hazırladım. Bir çok millet 10 kişi kadardık ve iyi bir iş çıkardık, herkesi kendi dansımı ederken görmek kadar hoş bir şey olabilir mi bilmiyorum. Özellikle aralarında Amerika'dan, Israil'den, Italya'dan ve hatta Japonya'dan bile insanlar olunca...
http://www.youtube.com/watch?v=YYX-3X0iWWc

İnternetime kavuşunca daha ayrıntılı bahsedicem söz!

Ve işte son 1 hafta kaldı, heyecan, stres, mutluluk, gerginlik, depresyon ve neşeyle dolu bir 3.5 ay geride kaldı işte.
Sometimes you just simply don't know what to feel, to smile or to cry, you just cannot decide what to react. When the end emerges, you realize there is no time left to say "what if...", there is no time to hang up in the past because time passes away. We have to move on and look forward to the future, to all those adventure...